El yaralanmaları yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor

İnsan vücudunun en fonksiyonel yapılarından birisi olarak kabul edilen elin aynı zamanda günlük yaşamda en fazla yaralanmaya maruz kaldığına dikkat çeken Medicana Bahçelievler Hastanesi Uzm. Fizyoterapist İpek Murat el yaralanmaları ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Türkiye’de el yaralanması ile acil servise başvuru oranının yaklaşık yüzde 39,9 – 43 civarında olduğunu dile getiren Murat, “ Acil servise başvuran el yaralanmaları basit yumuşak doku hasarından, tendon, sinir, damar kesileri ve birden fazla uvzun kaybına kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkmaktadır. Bu yaralanmalar en fazla endüstri sektöründe oluşmakla beraber günlük yaşamda, evde, trafik içerisinde, kamusal alanda veya spor esnasında oluşabilmektedir. El yaralanmasına maruz kalan bireylerde el fonksiyonunda kayıplar meydana gelmektedir. Yaralanmanın ciddiyetine göre kişide fonksiyonel kayıp ve yaşam kalitesine etki edecek özürlülük oluşmaktadır. Bu amaçla uygulanacak gerek çok amaçlı cerrahiler gerekse rehabilitasyon döneminde uygulanacak tedavi prosedürleri ile kayıpların azamiye indirilmesi, kaybedilen el fonksiyonunun geri kazanılması ve hastanın en kısa sürede işe ve sosyal hayata dönüşü hedeflenmektedir’’ şeklinde konuştu.

“HASTANIN PSİKOLOJİSİ TEDAVİDE ÖNEMLİDİR”

Tedavi sürecinin başarısı, cerrahi müdahalenin doğruluğu ve rehabilitasyon sürecinde yapılan değerlendirme ve uygulanacak tedavi protokolün yeterliliğine bağlı olduğunu kaydeden İpek Murat, şunları söyledi: ‘’ Hastanın aile, iş ve sosyal hayatının yanı sıra psikolojik durumunun da tedavi sürecine etki edeceği gözden kaçırılmamalı ve değerlendirmeye dahil edilmelidir. Uygulanacak rehabilitasyon programı ile yaralanan yapılarda ağrı ve ödem kontrol altına alınır. Mevcut kaslar gevşetilerek skar doku oluşumu engellenir, zorlayıcı aktiviteler engellenerek eklem hasar riski azaltılır, duyu ve genel motor fonksiyonlar geliştirilir. Egzersiz programı ve elektroterapi yöntemleri ile el fonksiyonunda maksimum kazanım sağlanır. Tüm bu yöntemler ve tedavi programları kişiye özel planlanmalı ve belirlenmelidir. Özenli yapılan cerrahi girişimler, yeterli rehabilitasyon yöntemleri ve hastanın özverisi ile süreç başarılı bir şekilde tamamlanır ve kişinin günlük yaşamına dönüşü sağlanır”

 

Almanya ve Bulgaristan’da kesilir denilen parmağı Türk doktorlar kurtardı

Bulgaristan’da bir gıda şirketinin sahibi olan Milko Ivanov (52) 2 ay önce iş kazası geçirdi. Kaza sırasında 220 derecelik sıcak pres altında 3 dakikaya yakın kalarak ezilen sol el baş parmağının üst kısmı, tendonları, damarları ve cildi öldü.

DOKU NAKLİYLE PARMAK KURTARILDI

Sofya’da iki hastaneye başvuran, ardından sonuç alamayınca Almanya’ya giden Ivanov’a doktorlar, parmağının kurtarılamayacağını ve kesilmesi gerektiğini söyledi. Kazanın üzerinden zaman geçtikçe, yarada antibiyotiklere çok dirençli bir bakteri üredi. Parmağı kullanılmaz hale gelen Ivanov, Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl’e ulaştı. Ülkesinde ve Almanya’da ‘kesilmesi gerekiyor’ denilen parmağı antibiyotik tedavisi ve doku nakli ameliyatı sonrasında kurtuldu. 

TENDONLAR, DAMARLAR VE CİLT ÖLMÜŞ

Operasyon ve hasta hakkında bilgi veren Doç. Dr. Bingöl, “Ekim ayının son günlerinde hasta iş kazası geçirmiş. Sol el baş parmağı 220 derecelik sıcak pres altında kalmış. Ezilmeye bağlı olarak parmağın üst bölümü, tendonlar, damarlar, kemik doku ölümü gerçekleşmiş. Bulgaristan’da sonuç alınamayınca Almanya’ya gitmiş. Orada da prosedürler uzayınca ve parmak daha da kötüleşince ülkesine dönmüş . Bulgaristan da parmakta antibiyotiklere dirençli bir bakteri gelişmesi ve parmağın durumunun kötüye gitmesi nedeniyle ampütasyon yani kesilme kararı çıkmış” diye konuştu.

YARA TEMİZLENDİ, DOKU ÜRETİLDİ

Doku nakliyle parmağı kurtardıklarını aktaran Doç. Dr. Bingöl, “Hasta geldiği zaman önce yarasını temizledik. Yarada hemen tüm antibiyotiklere  dirençli bir bakteri üremişti. Antibiyotik tedavisine başlayarak hastanın enfeksiyonunu ortadan kaldırdık. Yaranın olduğu bölgede yeni dokular üretmeye başladık. 1 hafta sonra da hastanın kolundan, damarlarıyla beraber doku alarak, yaralı bölgeye nakil yaptık ve parmağı kurtardık” ifadelerini kullandı.

AMELİYAT 4,5 SAAT SÜRDÜ

Ameliyatın sorunsuz geçtiğini dile getiren Doç. Dr. Bingöl, “Operasyon 4,5 saat sürdü. Hastanın parmağının sırt kısmı ve tendonu tekrar yapıldı. Hastanın belki parmağı eskisi gibi  görünmeyecek ama eskiye yakın şekilde kullanabilecek. Estetik açıdan da görünümde bir miktar değişiklik olacak” dedi.

KISA SÜREDE ESKİ HALİNE DÖNEBİLECEK

Başparmağın el fonksiyonlarının neredeyse yarısından sorumlu olduğunu söyleyen Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl, “Başparmak tamamen kaybedilince, el fonksiyonlarının neredeyse yarısını kaybediyoruz. O yüzden ana hedefimiz başparmağı korumak üzerindeydi. Hasta, 3 hafta içinde günlük işlerine dönebilecek” diye konuştu.

EL YARALANMALARINDA İLK 7 GÜNE DİKKAT

Bu tip yaralanmalarda kayıp yaşanmaması için hızlı ve doğru müdahale etmenin gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Estetik, Plastik Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Bingöl, “Yanlış bir müdahale hayat boyu devam edecek sakatlanmaya neden olabiliyor. Geç kalınırsa da, dokusal kayıp olmadığı durumlarda bile fonksiyon kaybı gelişebiliyor. Özellikle 40 yaş üstü hastalarda bu kayıp daha da fazla oluyor” ifadelerini kullandı.

İŞ KAZALARINA MÜDAHALEDE TECRÜBELİYİZ

Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl, “Ülkemizde el yaralanmalarını iş kazası olarak sıkça gördüğümüz için, tecrübeliyiz. Gelen hastalara ne yapılacağına hızlı şekilde karar verip, uygulamaya geçiyoruz. Bu tip yaralanmaların daha az olduğu ülkelerde uzman sayısı da yeterli olmayabiliyor. O yüzden tedavi seçimi yaparken geç kalınabiliyorlar. Türkiye onarım cerrahisinde bölgede ve dünyada en önemli ülkelerden biri haline gelmiştir” dedi.

Bor madeninden yatak üretildi; bakterileri öldürüyor

Türkiye toplam 3,3 milyar ton rezerv miktarı ile dünya toplam bor rezervi sıralamasında yüzde 73’lük pay ile ilk sırada yer alıyor. Yatak sektörünün önemli oyuncularından Bambi Yatak, ‘Bordan Gelen Hijyen’ sloganı ile bor madenini yatağın içine entegre etti. Borjen adı verilen ve yıl sonuna kadar 50 bin adet üretilmesi planlanan yatağın tanıtım toplantısı Çırağan Sarayı’nda yapıldı.

İHRACAT ATAĞI

Yataktaki mite ve küfün çoğalmasını engelleyen ve bakterileri öldüren Borun, hijyenik özelliğinden faydalanarak üretilen Borjen yatağın 20 ülkeye ihraç edilmesi hedefleniyor.

1,5 milyon liralık Ar-Ge yatırım bütçesiyle yatağı ürettiklerini söyleyen Bambi Yatak Yönetim Kurulu Üyesi Emre Gökmen, Türkiye’de ve dünyada ilk kez bor mineralini yatağın süngerine ve kumaşına entegre ettiklerini dile getirdi.

BAKTERİ, MİTEIN GELİŞİMİ ENGELLİYOR

Bor madeninden üretilen ‘Borjen’ yatak hakkında bilgi veren Gökmen, “Her gün üzerinde saatlerce uyuduğumuz yatağımızda sayısı milyonlarla ifade edilecek kadar fazla bakteri, mite gibi mikroorganizmalar yaşıyor. Bu küçük canlılar insan sağlığını tehdit ettiği gibi astım, alerjik reaksiyonlar, bronşit gibi birçok hastalığı da tetikliyor. Profesyonel sağlık uzmanlarıyla görüşerek ve tüketicilerin beklentilerine kulak vererek, bor minarelini ‘Borjen’ ismini verdiğimiz yatağımızda kullandık” dedi.

“HİJYENİ UYKUYLA BİRLEŞTİRDİK”

Günümüzde, yatak odalarının birer yaşam alanı olduğunu söyleyen Gökmen,

“Son zamanlarda ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri alerji ve astım. Toz, küf, mantar ve miteların neden olduğu hastalıklar yaygınlaşıyor. Hayatımızın 3’te 1’ini yatakta geçiyoruz. Bu toz ve bakterilere en çok yatakta maruz kalıyoruz. Bunları yok edebilmek için ürün arayışına girdik. Yerli ve milli madenimiz ve gelecek vadeden bor madeninden faydalandık. Bor madeni özellikle temizlik sektöründe ön plana çıkmaya başlamıştı. Borun antibakteriyel bir özelliği var. İçerisine bakteriyi koyduğunuz zaman yüzde 99 o bakteriyi öldürüyor. Mite ve küflerin de gelişimini engelliyor. Bununla ilgili tüm testlerimiz ve raporlarımız mevcut” diye konuştu.

YATAĞIN KUMAŞI VE SÜNGERİ BORDAN YAPILDI

Yatağın diğer özelliklerini anlatan Gökmen, “Yatağın üst kumaş yüzeyinde ve süngerinde bor var. Ayrıca pocket yay sistemi kullandık. Yani birbirinden bağımsız vücut basıncını yayan bir sistem. Yatağın başlık kısmında aydınlatma için bir lamba var, telefonu, bilgisayarı şarj etmek için de bir bölüm bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“ASTIMIN YÜZDE 70 NEDENİ MİTELARDIR”

Çocuk Alerjisi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay ise, her 6 çocuktan 1’inin astım hastası olduğunu söyleyerek, “Astıma neden olan en önemli etken ev tozunda bulunan mitelardır. Astımın yüzde 70 nedeni mitelerdır. Mite, gözle görülemeyecek kadar küçük,8 bacaklı haşerelerdir. 5 yıllık bir yatakta 10 milyon mite vardır. Dışkıları alerjiktir, ev tozlarına yapışırlar” dedi.

MİTELER YATAKLARDA YAŞIYOR, DERİ DÖKÜNTÜSÜYLE BESLENİYOR

Mitelerın deniz kenarında yaşadığını belirten Prof. Dr. Akçay, “Nemi severler, insanların deri ve kıl döküntüleriyle besleniyorlar. O yüzden yatak odamızda çok fazla oluyorlar. Miteler en fazla yattığımız yatakta yaşıyor. Evi havalandırmalıyız, çarşafları en az 60 derecelik bir sıcaklıkta yıkayıp sonra ütülemeliyiz” diye konuştu.

En temiz havaya sahip ülkeler belirlendi: Türkiye 61’inci sırada

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde dünyanın en temiz havasına sahip olduklarını iddia etmişti. Ancak Yale ve Columbia Üniversitesi tarafından yapılan Çevresel Performans Endeksi’ne göre bu iddiasının doğru olmadığı belirlendi.

Raporda en temiz havaya Avustralya, Barbados, Ürdün ve Kanada’nın sahip olduğu ifade edildi. Sanayi devleri Fransa, İngiltere ve Almanya sırasıyla 13, 18 ve 46’ncı sırada yer aldı. Türkiye ise listeye 61’inci sıradan girdi.

Havası en kirli ülke ise 180’inci sırada yer alan Nepal oldu. Nepal’i sırasıyla Bangladeş, Hindistan ve Çin izledi.

İŞTE HAVASI EN TEMİZ OLAN ÜLKELER

1- Avustralya
1- Barbados
3- Ürdün
4- Kanada
5- Danimarka
6- Finlandiya
7- Yeni Zelanda
8- Brunei
9- İzlanda
10- ABD
.
13- Fransa
.
18- İngiltere
.
46- Almanya
.
61- Türkiye
.
177- Çi
178- Hindistan
179- Bangladeş
180- Nepal

En çok erkekler intihar ediyor: Sorumluluk çok fazla

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yayınladığı rapora göre, her yıl yaklaşık 800 bin kişi kendi hayatına son veriyor. Dünya genelinde erkek intihar oranının kadınlara kıyasla daha fazla olduğunun ön plana çıktığı raporda, her 100 bin erkekten 13,5’i, her 100 bin kadından 7,7’si intihar ediyor. Türkiye’de ise erkeklerde intihar oranı her 100 bin kişide 11,3 iken kadınlarda 3,2 olarak görülüyor. İntihar nedenlerinin başında akıl hastalıkları, ekonomik problemler, işsizlik, ailevi problemler ve günümüzde gittikçe artmaya başlayan uyuşturucu madde kullanımı gibi nedenlerin yer aldığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Onur Okan Demirci, kişinin intihar seviyesine gelmeden önce anlaşılabileceğini söyledi.

İNTİHARA MEYİLLİ KİŞİYİ ANLAYABİLİRİZ

İntihara meyilli kişiyi anlayabilecek küçük ipuçları bulunabileceğini belirten Onur Okan Demirci, “Bunların en başında kişinin hayatında meydana gelen ufak değişiklikleri gözlemlemek yer alıyor. Burada da en büyük sorumluluk ailesine ve sosyal çevresine düşüyor” dedi.

Uyarılarda bulunan Demirci, “İntihara meyilli kişiler kendilerini belli etmeye başlarlar. İçe kapanmaya, sosyal çevreden kendilerini çekmeye, yaptıkları işte gerilemeye hatta bazen intihar edeceklerine dair ‘hayattan bıktıklarına, artık çaresiz olduklarına’ değinirler. Özellikle buradaki çaresizlik mesajı kişinin artık işin içinden çıkamayacağının göstergesidir. Buna dair mesajları yakalamak çok önemli. Burada en büyük sorumluluk ailesine ve sosyal çevreye düşüyor. Onu takip edebilmek, gözlemlemek, yakın olabilmek önemli. Siz bireyden duygusal iletişim anlamında ne kadar uzaksanız, bu belirtileri kaçırma şansınız çok yüksek olacak. Ne kadar yakınsanız da bu belirtileri yakalama şansınız yükselecek. Yakaladığınız anda da kişiyi intihar etmekten kurtarabilirsiniz. Kişiyi kurtarmak için sosyal destek de önemli. Kişinin hayatındaki çaresizliğe destek olabilmek gerekiyor. Bunun yanında muhakkak bir uzman desteği alınması şart. Bu belirtileri yakaladığımız an kişiyi oradan kurtarabilme şansına büyük oranda sahibiz. Geç kaldığımız zaman maalesef bu söylediğimiz rakamlara gidiyoruz” ifadelerini kullandı.

ERKEĞE YÜKLENEN SORUMLULUK AĞIR GELİYOR

Erkeklerin intihar oranlarının kadınlara kıyasla daha fazla olmasının altında, erkeğe yüklenen sorumluluğun bireye ağır gelmesinin yattığını ifade eden psikiyatrist Demirci, şöyle konuştu:

“Erkeklerde oranların daha fazlası toplumun erkeğin üstüne yüklediği baskıdan kaynaklanıyor. Bu durum orta ve düşük gelirli ya da sosyokültürel seviyesi biraz düşük olan ülkelerde gerçekleşiyor. ‘Erkek çalışmak zorunda, ailesine bakmak zorunda, erkek güçlü olmak zorunda…’ bireyin bu güç azaldığı ve ailesine yeterince sahip çıkamadığını düşündüğü zaman böyle bir yola sürüklenme ihtimali, kadına göre daha fazla. Ama gelişmiş ülkelerde böyle bir durum söz konusu değil.”

Psikiyatrist Demirci, toplum olarak intihara sürüklenme yolunda önlemler alınması gerektiğini, bunun da daha çok sosyal destek ve devlet desteği ile sağlanabileceğini de sözlerine ekledi.

Bu yılın genç erkek modası jogger pantolonlar

Sportif parçalarla çabasız şıklık gençler arasında bu sezon moda olmuş durumda. Eşofman altının rahatlığını ve pantolon şıklığını bir arada kullanmak isteyen genç erkekler kolay giyilen, kalça ve basenden rahat kesim, paçaları dar jogger pantolonlara yöneldi.

Sokaklarda ve kampüste gömleklerle, outdoor mekanlarda sweatshirt’lerle kombinlenen jogger pantolonlarda toprak tonları, yeşil ve siyah renkleri ön plana çıkıyor. Bu noktada Hazır Giyim Markası DeFacto, jogger pantolonların ön plana çıktığı yeni bir koleksiyon hazırladığını duyurdu. Marka tarafından yapılan açıklamada jogger pantolonların, kargo modelleri ve çizgili desenleri ile birbirinden farklı alternatifler sunduğu belirtildi.

Hem smokin hem takım elbise

Klasik stilin şıklığından ödün vermeyen erkekler, smokinin elegan görünümünü tercih ediyor. Modern duruşu ile dikkat çeken smokinlerin kullanım alanı genişletiliyor. Bu noktada erkek giyim markası Altınyıldız Classics yakası çıktığı zaman takım elbise olarak da kullanılabilen smokin tasarladı. Bu özel tasarım sayesinde hem davetlerde hem de ofiste daima stil sahibi görünmek isteyenlere tek parçayla iki farklı tarz sunuluyor.

Sonbaharın serin günlerini kucaklarken koleksiyonda siyah gibi zamansız modellerin yanı sıra lacivert, bordo, ekru ve beyaz renklerinin ön plana çıktığı görülüyor. Ayrıca beyaz ata yaka gömlekler smokinlerin vazgeçilmez tamamlayıcısı olarak bu sezon da ön planda.

Marka tarafından koleksiyona ilişkin yapılan açıklamada, “Altınyıldız Classics erkeği, birbirinden farklı smokin modelleri ve renk çeşitleriyle sonbahar düğünlerinin yıldızı olacak, şıklığından ödün vermeden gecenin keyfini çıkaracak. Smokinin mükemmel tamamlayıcısı olan beyaz ata yaka gömleği seçerek stilinizi tamamlayabilir, havanın durumuna ve düğün mekanınıza göre yelek ya da ceketinizi kullanabilirsiniz. Şık ve foksiyonel detaylarıyla kullanım alanını genişleten Altınyıldız Classics smokinler; takılıp çıkabilen saten yaka özelliği ile günlük hayatınızda takım elbise olarak da kullanabiliyor, tek parça ile birden fazla kullanım avantajı da sağlıyor. Siyah gibi zamansız modellerin yanı sıra lacivert, bordo, ekru ve beyaz renk alternatifleri katıldığınız davette fark yaratmanız için de ideal bir seçim. Altınyıldız Classics’in ayrıca şal yaka gibi formlarıyla dikkat çeken smokinleri, sizi gecenin en şık davetlisi yapacak etkiye sahip” denildi.

‘Perdeden gelinlik yap’ dediler: İnat etti, 120 kilo verip ikiz doğurdu

İstanbul’da yaşayan 37 yaşındaki Canan Başar Aytepe’nin başı uzun yıllar fazla kilolarıyla dertteydi. 5 yıl önce eşi Fatih Aytepe ile evlenmeye karar vermesinin ardından önce gelinlikçi ‘gelinlik giyemezsin’, sonra doktor ise ‘çocuk doğuramazsın’ dedi. Büyük hayal kırıklığına uğrayarak evlilikten vazgeçen genç kadına, eşi ne olursa olsun destek olup yanında duracağını söyledi. Aytepe, eşinin desteğini görünce kilo vermeye karar verdi ve mide küçültme ameliyatı oldu. 1 yılda 120 kilo veren genç kadın sürpriz bir şekilde ikiz çocuklarına hamile kaldığını öğrendi. Sorunsuz bir hamilelik süreci geçiren Aytepe, 2 yıl önce kızları Damla ve Yağmur’u kucağına aldı.

“GELİNLİKÇİ BANA TRAVMA YAŞATTI”

Obez bir çocukluk dönemi geçirdiğini söyleyen Aytepe, “Gece 3’te kalkıp anneme makarna yaptırıp yiyordum. Fast-food ve asitli içecekleri çok fazla tüketiyordum. Eşimle uzun yıllar sevgili olduk. Evlenmeye karar verince gelinlik bakmak istedim, hayalim vardı. Gelinlikçiye gittim, katalogdan gelinlik beğendim, çalışan kadına gösterdim. O da bana ‘kızım camdaki perdeyi sök, üstüne dola tamamı senin üstüne gelinlik olur’ dedi. Söylediği benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kafamdan aşağı kaynar su döküldü. Bu travmayı biraz zor atlattım. Hatta evlilikten vazgeçtim. Eşim her zaman destek oldu. Bana ‘seni böyle seviyorum, hiçbir şey umurumda değil’ diyordu, biz öyle devam ettik” ifadelerini kullandı.

DOKTOR ‘BU KİLOYLA HAMİLE KALAMAZSIN’ DEDİ

İnternette aşırı kilolu kişilerin çocuklarının olmayacağına yönelik haberler okuyunca doktora gitmeye karar verdiğini aktaran Aytepe şöyle devam etti:

“Doktor bana ikinci bir travma yaşattı. ‘Kızım sen bu kiloyla hamile kalamazsın, hadi kaldın zaten doğururken masada kalırsın, annesiz çocuk mu dünyaya getirmek istiyorsun?’ dedi. Çok kötü oldum, ayrılmaya karar verdim. Eşim ‘sen daha değerlisin, çocuk umurumda değil, yeter ki sen ol’ diye beni sakinleştirdi.”

1 YILDA 120 KİLO VERDİ

Gelinlikçide yaşadıkları ve doktorun söyledikleri duyduğu sözler üzerine kilo vermeye karar verdiğini söyleyen Aytepe, “Sonra kilo vermeye karar verdim. Ya eşimin yanında çocuklarımla beraber olacaktım, ya da olmam diye düşündüm. Mide küçültme ameliyatı olmaya karar verdim. Ameliyata girmek için 178 kilodan 158 kiloya düştüm” ifadelerini kullandı.

SPORU DA HAYATINA DAHİL ETTİ

Ameliyattan sonra çok hızlı kilo verdiğini dile getiren genç kadın, “Evlilik hayalim de olduğu için spor yapmaya başladım. İlk ay haftanın 5 günü sabahları beş, akşamları beş kilometre yürüdüm. Daha sonra haftanın 4 günü yüzmeye gittim. 6’ncı ayın sonunda 85 kiloya indim” dedi.

GELİNLİĞİMİ AYNI GELİNLİKÇİ DİKTİ; BENİ GÖRÜNCE ŞOK OLDU

Fast-food’u ve asitli içecekleri hayatından çıkardığını belirten Aytepe, “Haftada 1 bardak su içerdim, artık günde 2 litre su içiyorum. Aynı gelinlikçiye gittim istediğim bir gelinlik vardı, onu seçtim. Gittiğimde beni tanıyamadı, bir önceki gidişimde resim çektirmiştim onu gösterdim. ‘Bu sen olamazsın’ dedi. 1 yıl sonra yeni halimle yanına gittiğimde şoka girdi ve inanamadı” diye konuştu.

ŞİMDİ 60 KİLO

Şu anda 60 kilo olduğunu belirten Aytepe, “Gelinliğimin üstüne nazar değmesin diye mavi çiçekler taktırdım. Önce nişan yaptık, ağustos ayında düğün yaptık. 78 kiloydum. Evlendikten sonra 1 yılı tamamladığımda sürpriz bir şekilde hamile olduğumu öğrendim o zaman 58 kiloydum. Ameliyatımın üzerinden 5 yıl geçti şu anda 60 kiloyum” ifadelerini kullandı.

“ANNELİK TARİF EDİLEMEZ BİR DUYGU”

Çocuklarının sağlıklarının gayet iyi olduğunu söyleyen Aytepe, “Hamilelik dönemimde de çok kilo almadım, sadece bebekler kilo aldı. 68 kiloyla doğuma girdim. İkiz oldukları için erken geldiler, sezaryenla doğum yaptım. Annelik tarif edilemez bir duygu. Çünkü ‘anne olamazsın’ demişlerdi. Sonra kucağıma ikiz yavrularımı aldım. Bu anlatılamaz bir şey. Anne olamamak çok korkutucu bir düşünceydi. Sağlık durumları çok iyi, şimdi 2 yaşındalar” dedi.

“AİLEMİZDE İKİZ ÇOCUKLAR VARDI”

Aytepe, “Doktorlar 2 yıl sonra hamile kalmamı önerdiler ama ben 1 yıl sonra hamile kaldım ve ikizlerim oldu. Ameliyat sonrası erken hamilelikten dolayı da Türkiye’de yaşayan ilk ikizlerimiz. Benim ve eşimin ailesinde ikiz çocuklar vardı. Hem korku hem heyecan yaşadık” ifadelerini kullandı.

AŞIRI KİLOLULAR NEDEN GEBE KALAMAZ?

Aytepe’nin doktoru Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Ekici ise, aşırı kilolu hastalarda yandaş hastalıkların neden olduğu sorunlardan dolayı gebe kalmanın ve çocuk sahibi olmanın daha problemli olduğunu söyledi. Dr. Ekici, “Obez hastalarda düşük riski de vardır ama genellikle gebe kalmakta sıkıntı yaşıyorlar. Kan pıhtılaşması gibi hormonlarla ilgili problemler nedeniyle de düşük kalma riski normal kilodaki insanlara göre daha yüksek seyreder” diye konuştu.

Aşırı kilolu hastalarda yapılan testler sonrasında her şey uygunsa tüp mide ameliyatını önerdiklerini belirten Dr. Ekici, “Sadece bu da değil başka obezite tedavi yöntemleri de var bunları da hastaya uygun olarak belirlenip yapılabilir, yaygın olan ve güvenli ameliyatlardır” açıklamasında bulundu.

“CANAN HANIM AZİMLİ BİR HASTA”

Dr. Ekici, “Canan Hanım 5 yıl önce ameliyat oldu sonra gebe kaldı, ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. Çok ciddi kilo verdi. Doğumundan sonra da kilo almadı, kendisi bu konuda azimli ve tavsiyelere uyan bir hasta. Dolayısıyla sürecinde hiçbir problem yaşanmadı” dedi.

‘Sarsılmış bebek sendromu’ ani ölüme neden olabilir

Sarsılmış bebek sendromu, özellikle bir yaş altındaki çocukları olumsuz etkiliyor. Ebeveynlerin çocuklarını fazla sarsmaması gerektiğini belirten Nişantaşı Üniversitesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Doğan, ailelere önemli uyarılarda bulundu. Sarsılmış bebek sendromunun en büyük nedeninin bebeği sarsmak olduğunu belirten Uzm. Dr. Murat Doğan, “Çocuklarda boyun kaslarının zayıflığına bağlı baş hareketleri hızlı yapıldığında beynin etrafını saran yapıların zedelenmesi, beynin normal oluşumunun bozulması anlamına gelmektedir. En büyük nedeni bebeğin ani hareketle ileri, geri, sağa, sola veya elle sarsılmasıdır. Ebeveynler bunu çoğunlukla fark etmeden yaparlar. Biz bunu kaza dışı kafa travması olarak da söylüyoruz. Sarsılmış bebek sendromundaki olay ani harekete bağlı çocuğun zarar görmesidir. Bebeği hızlı salladığınızda beyin kanamasına yol açabilir, bebeğin görme merkezini etkileyebilir. Beyin kanamasına bağlı çocukta ilerde epilepsiye neden olabilir. Öğrenme bozukluklarına dahi neden olabilir” diye konuştu.

İLK BİR YILA DİKKAT

Sarsılmış bebek sendromunda sarsıntı frekansına bağlı çocuktaki zararın farklılık göstereceğini anlatan Uzm. Dr. Murat Doğan, “Çocuğu bir saniye içerisinde 4-5 kere ileri geri sallamak buna neden olur. En çok yapılan hata bebeğin gaz sancısı çektiği anda veya bir ağlama krizinde anne kendi anksiyetesini çözemediğinden bebeği susturmak için sarsmasıdır. Gaz sancıları 5’inci aya kadar sürdüğünden ilk 5 aya dikkat edilmesi gerekiyor. 4’üncü ay ile bir yaş arasında rastlıyoruz. 2 yaşa kadar frekans artar. 5 yaşa kadar olguları görebiliriz. Bizim için en büyük sorun çocuklardaki beyin kanamasının oluşması, beyin zedelenmesine bağlı ileride nörolojik durumların olması. Burada ani ölüm riski çok yüksektir. Özellikle yüksek sarsıntılarda beyin kanamalarında biz bunu çok fazla görmekteyiz” diye konuştu. 

“30 YAŞINDA EPİLEPSİ OLARAK KARŞIMIZA ÇIKABİLİR”

Çocukta görülen belirtilere dikkat çeken Uzm. Dr. Doğan, “Anormal bir şekilde uyuma isteği, anormal epileptik hareketler, nefes alamama olarak belirtiler ortaya çıkar. Çocukta nefes alamama sorunları görülür. Bazen çocukta durdurulamayan ağlamalar yaşanır. Çocukta ilk 4 ila 6 saat sonra bilinç kapanması görülebilir. Bu ileri vakalarda olmaktadır. Çocuğun gözünde minimal bir etkilenme olduysa bu ilerde görme bozukluğu, 30 yaşında bile epilepsi ile karşımıza çıkar. Aileler bunu basit düşünebilir. Ağladığında bebeğimi sallıyorum sussun diye diyebilir. Ama beynin su içinde olduğunu bilmekte fayda var. Su ileri geri çarptığında içerideki sinirler kopacaktır. Böyle bir sarsılma olduysa aile hiç beklemeden çocuğu bir acil hekimine göstermelidir. Anlamsız bir ağlama olduğunda, uyuma ile ilgili bir sıkıntı görüldüğünde çocuğun mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp muayene edilmesi gerekir. Çocukları sevmek hırpalamak değildir” uyarısında bulundu.

“SALLAMAK YERİNE NİNNİ İLE UYUTUYORUM”

Bir çocuk annesi Esra Kayahan, ilk zamanlarda bebeğini sallayarak uyuttuğunu ancak doktorun uyarısı sonucu buna dikkat ettiğini belirterek, “İleride çocuğun beyniyle ilgili problem yaşamaması için onu bebekken sarsmamaya dikkat ediyorum. Çocuğumu sallayarak değil de kitap okuyarak, ninni söyleyerek uyutmayı deniyorum. Değişik aktiviteler ile çocuğu uyutmak mümkün. İlk zamanlar ben de bebeğimi salladım ancak doktorum uyardıktan sonra bir daha yapmadım” dedi.

Bebeğini uyuturken dikkatli davranmaya özen gösterdiğini ifade eden Nilşen Yamaç ise “Sarsılmış bebek sendromunu daha önce duymuştum. Annelerin sarsarak sevmelerinden ya da uyutmaya çalışmalarından olduğunu biliyorum. Bebeğim ağladığında daha yavaş hareket ediyorum. Uyuturken ve severken dikkatli ve özenli davranmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Bir diğer anne Sinem Güneş de “Sarsılmış bebek sendromunu daha önce doktorumdan duydum. Bunun için önlemlerimi aldım. Çocuğu kesinlikle zıplatıp sallamıyorum ve asla hırpalamıyorum” ifadelerini kullandı.

Altınyıldız Classics’ten ‘Takım Elbise Günü’ için kampanya

Erkek giyim markası Altınyıldız Classics ‘13 Ekim Takım Elbise Günü’ ne özel kampanya yaptığını duyurdu.

Markadan yapılan açıklamada, “Gerek iş hayatında, gerekse özel günlerde takım elbiseden vazgeçmeyenler için her sene 13 Ekim’i ‘Takım Elbise Günü’ olarak kutlayan Altınyıldız Classics, yeni sezona yakışan renk alternatifleri ve birbirinden şık modelleri ile her koşulda yıldız gibi giyinen erkeklerin tercihi oluyor. Tarz sahibi erkekler indirim kapsamında 11-13 Ekim tarihleri arasında birinci takım elbiseye 499 liraya, ikinci takım elbiseye ise 299 liraya sahip oluyorlar” denildi.